Overblog Suivre ce blog
Editer l'article Administration Créer mon blog

planPourInternet-.jpg 

Yılların Fısıltıları arasında.... daha fazla bilgi almak için, buraya tıklayın 

 

1. Neşe Sokak

1960’lı yıllardan sonra hızlanan göçler eski yerleşim alanlarına yönelmişti. Birçok kişinin mali durumunun bozulması, yapsatçıların cazip teklifleri, hükümetlerin bu yönde hiçbir politikasının olmayışı, insanlarımızın bilinçsizliği tarihi değeri olan birçok binanın yok edilip yerlerine renksiz, zevksiz bir sürü apartman, sivil ya da resmi bina yapılmasına neden oldu. 1980’lerde çevre ve tarih bilincinin gelişmesiyle tarihi yapıların çok azı bu acımasız furyadan kurtulabilmiştir.

 

Neşe Sokağı’nda beş Sakız tipi ev Mimar Atay Yazıcıoğlu tarafından restore edilme olanağına kavuşmuştur.

  

Kaynakça: “Kendine Özgü Bir Semt Moda” Gökhan Önce

 

 

2. Rıza Paşa Sokak

Bülent Yazıcıoğlu , "Yeni Düşler Söylenmemiş Sözler", Fotoğraf Sergisi/ 12 Ekim'e kadar

Mühürdar Cafe - Riza Paşa Sok No27, Kadıköy-Moda

 

1960’lı yıllardan sonra hızlanan göçler eski yerleşim alanlarına yönelmişti. Birçok kişinin mali durumunun bozulması, yapsatçıların cazip teklifleri, hükümetlerin bu yönde hiçbir politikasının olmayışı, insanlarımızın bilinçsizliği tarihi değeri olan birçok binanın yok edilip yerlerine renksiz, zevksiz bir sürü apartman, sivil ya da resmi bina yapılmasına neden oldu. 1980’lerde çevre ve tarih bilincinin gelişmesiyle tarihi yapıların çok azı bu acımasız furyadan kurtulabilmiştir.

 

Rıza Paşa Sokak’ta 10 ve 12 numaralı evlerden bir tanesinin içi ve dışı, diğerinin ise cephesi aslına uygun olarak tamamen değiştirilmiştir.

 

Sokağa adı verilen Rıza Paşa, Abdülmecit ve Abdülaziz’in padişahlık dönemlerinde sivrilmiş, 93 harbi sırasında gösterdiği yararlıklar nedeniyle II. Abdülhamit tarafından Seraskerlik makamına yükseltilmiştir.

 

Kaynakça: “Kendine Özgü Bir Semt Moda” Gökhan Önce

 


4. Mahmut Muhtar Paşa Köşkü, Hacı İzzet Sok. 7

Kadıköy Kız Lisesi’nin bahçesindeki konak, 1886’da bir levanten tarafından yaptırılmış, 1896’ya kadar İngiliz James Barker ailesi oturmuştur.

 

1893 Harbi Doğu Cephesi komutanı ve Sadrazam Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın oğlu Mahmut Muhtar Paşa, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde İzmir Valiliği, Bahriye Nazırlığı görevlerinde bulunmuş bir devlet adamıydı. 1896 yılında Mısır Hıdiv’i İsmail Paşa’nın kızlarından Prenses Nimetullah Hanım’la evlendi. Konağı 1897’de Rum asıllı Dimitri Veldemi’den alıp yerleşti. Kültür düzeyi o günlerde topluma göre fevkalade yüksek olan aile görkemli bir hayat sürdü.

 

Paşa konağa merkezi ısıtma sistemi ve şebeke suyu getirtmişti. Üzeri kabartma desenli kalorifer petekleri bugüne kadar kullanılmıştır. 1908 yılında Anadolu yakasına henüz elektrik gelmemişken Paşa kendi özel girişimiyle bahçeye bir makine ile dinamo yerleştirtmiş, köşke ve bahçesine elektrik sağlanmıştı. 1909’da 31 Mart ayaklanmasında toplarla kuşatılan köşk ateşe tutulmaktan son anda kurtuldu.

 

Birinci Dünya Savaşı öncesi, Mahmut Muhtar Paşa, Bahriye Nazırı iken İngilizler’den gemi almak üzere peşin ödeme yaptı ancak savaşa Almanlar’ın yanında girilince İngiltere’den gemiler gelmedi.

 

Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul düşman kuvvetlerince işgal edilince konağın selamlık binası iki yıl yedi ay İngiliz askerlerine tahsis edildi.

 

Paşa, 1929’da, savaş öncesi hatası yüzünden ‘hazineyi zarara uğratmak’ suçlamasıyla Yüce Divan’da yargılandı ve suçlu bulundu. 22 bin altını kendi servetinden ödeyen Paşa, “adaletin olmadığı bir ülkede yaşayamam” diyerek geri dönmemek üzere ülkeyi terk etti ve Mısır’a yerleşti. 1935’te Napoli’ye giderken yolda öldü. Prenses Nimetullah büyük bir servetin sahibi olmasına rağmen bir daha Moda’ya dönmedi. 1945’te vefat etti. 1952’de Mısır’da gerçekleşen ihtilal sonrası, hanedanlığa ait her şeye el konulunca tüm varlığını kaybeden ailenin hayattaki fertleri İstanbul’a, köşke döndü. 1956’da borçları ödemek için köşk ve içindeki eşyaları sattılar. O yıl köşk, 1.5 milyon lira bedelle kamulaştırılıp Milli Eğitim Bakanlığı’na devredildi. Heykeller, çeşmeler, tüm eşyalar da müzayede ile satıldı. Bahçede çiçeklerle bezeli göbeğin ortasında duran Fransız heykeltıraş Louis Doumas’ın yaptığı,1864’te Paris’te dökülen bronz at heykelini Hacı Ömer Sabancı, arka bahçedeki geyik heykelini de Vehbi Koç satın aldı. Paşa’nın beyaz Steinway piyanosunu ise İlham Gencer almış. Gencer 118 yıllık piyanoyu hâlâ çalıyor!

 

1999 depreminde zarar görünce boşaltılan mermer köşkün ahşap zemininde okulun ilk öğrencileri ayakkabılarını çıkarıp özel keten pez pabuçlar giyerek geziyordu. İskelesinde kız öğrenciler yüzme dersleri alıyordu. Zamanla bahçedeki manej, meyvalıklar, büyük sera, heykeller, ağaçlar tarihe karıştı. Köşk duvarlarındaki ince işlemeleri, mitolojik figürlerle süslü camları, ipek perdeleriyle bugüne kadar orijinal haliyle kalabilmiştir.

 

Kaynakça: Müfit Ekdal, Bizans Metropolünde ilk Türk Köyü Kadıköy, Kadıköy Belediyesi SSDV Yayınları,2004

 

5. Sarıca Konağı, Moda Cad.

1903 yapımı zengin taş işçiliğine sahip yontma taş konak,rum asıllı mimar Constantin P. Pappa’nın bilinen ilk büyük ölçekli yapısıdır. Sarıca’lar, II. Abdülhamid döneminde sarayda mabeynci olan Ragıp Paşa ve Yıldız Sarayı’nın doktoru olan kardeşi Arif Paşa’ dır.

 

C.P. Pappa, Sarıca Konağı’nı, hem Arif Paşa’nın prestijine yakışır bir konak, hem de bir aile apartmanı gibi tasarlamıştır. Neo Klasik cephesi ve anıtsal girişi ile konak imgesini yakalarken, bahçe içindeki mütevazi girişi ve kat sayısının fazlalığıyla apartman formatına yaklaşmaktadır. Cadde cephesinde iyonik başlıklı yüksek kolonlu, mermer korkuluklu giriş, arnavut kaldırımlı eğrisel yollarla cadde üzerindeki simetrik kapılara bağlanır. Köşkün katları arasında kullanılan farklı tipteki kornişler düşey etkiyi dengeler. Bodrum, zemin, üç normal kat ve çatı katından oluşan, anıtsal ölçeği ile çevresine hakim yapı, yüzyıl başında yabancıların çoğunlukta olduğu bir yerleşim bölgesinde, sarayın temsilcisi gibidir. Eşzamanlı diğer köşk ve yalılardaki gibi orta sofalıdır ve cephe kurgusu batı klasizminin etkisindedir. Ana merdivenlerin kat sahanlıklarındaki büyük çift kanatlı kapılar katları birbirinden ayırır.

 

Mimar Pappa konağın sahibi Arif Paşa, kullanıcıları Sarıca Ailesi ve hizmetlilerin konak içi trafiğini çok iyi çözümlemiştir. Arif Paşa, zemin katta cadde cephesinden girişi olan bölümde yaşamıştır. Bahçe içindeki saçaklı ikinci kapıdan ulaşılan diğer katlar ise ailenin diğer üyeleri tarafından kullanılmıştır. Bodrum katta yaşayan hizmetlilerin kullandığı servis merdiveni her katta mutfağa, sofaya ve ana merdivenin ahşap köprü gibi yapılan kat sahanlığına açılır. Servis merdiveninin ara sahanlıklarında, hizmetli tuvaleti ve küçük depolar planlanmıştır.

 

Moda Caddesi’nin genişletilmesi sırasında konağın girişin önündeki boşluk yola katılarak, yapının bahçe içindeki konumu bozulmuş, kolonlu ana giriş kapısının önündeki merdivenler, dökme demirden yaya ve araç giriş kapıları ve üzerlerindeki topuz çatılı saçaklar ortadan kaldırılmıştır.

 

Dönemin gelenekçi ve İslamcı ulema aile tipiyle karşı saflarda yer alan, yenilikçi ve Batılı tercihleriyle değişen aile yapısının tipik bir örneği olan Sarıca Ailesi, Tanzimat ailesinin karakteristik özelliklerini taşır. Özellikle Levantenler ve Rum asıllı Osmanlılarla yakın ilişkidedirler ve her dönemde Batı kültürüne ilgi ve yakınlıklarını sürdürürler.

 

I.Dünya Savaşı sırasında İstanbul işgal edildiğinde İngilizlerin müsaadesiyle köşk boşaltılarak iki yıldan fazla Ermeni Okulu olarak kullanılmış, işgal bittiğinde okul kapanıp Arif Paşa evine geri dönmüş ve bütün eşyalar yenilenmiştir. Konakta bugün dünyaca ünlü piyanistimiz Ayşegül Sarıca ikamet etmektedir.

 

Kaynakça:

“19.yy. Özgün konut Tipleri/Sarıca Ailesi Yapıları, Mimar C.Pappas ve Arif Paşa Apartmanı”, Yıldız Teknik Üniversitesi Rölöve Restorasyon Yüksek Lisans Programı’nda Doç. Dr. Cengiz Can danışmanlığında Pınar Öğrenci’nin araştırması. YTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul 1998.

“Mühürdar’dan Moda’ya Geçmişe Doğru Bir Gezinti”, Deniz Kavukçuoğlu, Heyamola Yayınları,2010

 

 

6. Antipa'nın Köşkü, Nene Hatun Sok-Ferit Tek Sok. Köşesi

Cepheleri kesme taş dokusu biçiinde derzlenen sıva ile kaplanmış kagir yapı Yunanlı doktor Andrea Antipa’ya aittir. 1912’de mimar C.P.Pappa’ya yaptırılmıştır. .

 

Köşkte önceleri Moda Caddesi’nde eczacılık yapan doktorun kardeşi eczacı Antipa yaşıyormuş. Köşkte ne kadar oturduğu bilinmiyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında köşk Mehmet Ali Paşa’ya kiraya verilmiş. Ailevi bir nedenden intihar eden Paşa’dan sonra köşkte Hugh Lafontaine, Mahmut Nedim Oyvar kiracı olmuşlar. En son Tokyo sefiri Ferit Tek Bey tarafından satın alınan evin cephesi dar gibi görünse de arkaya doğru büyüyen kullanışlı bir yapısı vardır. Alt kattaki mutfağı ve bahçeye bakan serası özenilerek yapılmıştır. Demir işçiliği ile dikkat çeken giriş kapısı ve korkuluklar Art Nouveau stilindedir. Uzun zamandır kullanılmayan yapının çatısı göçmüş, bazı duvar ve döşemeleri yıkılmış ve ince yapı malzemelerinin çalınmıştır.

 

Bilinen yapılarında daha çok Neo Klasizm, Eklektisizm ve Art Nouveau etkileri görülen Pappa’ nın, I.Ulusal olarak adlandırılan dönemin etkisinde kalmadığını ancak Osmanlı mimarisinin geleneksel kalıplarını şeçmeci bir üslupla kullandığını söyleyebiliriz. Anıtsal ifadeye ihtiyaç duyan bir köşk yapısında Neoklasik cephe elemanları kullanırken, boyutlarıyla çevresine yeni bir imaj kazandıran avlulu apartman örneğinde bezeme elemanlarını abartmadan gereken efekti yakalamıştır. Pappa’nın işverenlerinin büyük bir çoğunluğunu Moda’nın ağırladığı ilk misafirlerinden olan üst-orta sınıf yabancı, Levanten ve Osmanlı aileleri oluşturmuştur. Paris’teki eğitiminden sonra İstanbul’a dönmüştür. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaptığı Şark Han restorasyonu işi, savaş sonrasında da İstanbul’da mimarlık faaliyetlerine devam ettiğini göstermektedir. Modern anlamdaki mimarlık eğitiminin yeni kurumsallaşmaya başladığı bir dönemde A.Vallaury ve Vedat Tek gibi 19. yüzyılın en etkili mimarlık okulu olan Ecole des Beaux Arts’da eğitim gören Pappa, dönemin etkili mimarlarından biri olarak mimarlık tarihimizdeki yerini alacaktır.

 

Kaynakça:

“19.yy. Özgün konut Tipleri/Sarıca Ailesi Yapıları, Mimar C.Pappas ve Arif Paşa Apartmanı”, Yıldız Teknik Üniversitesi Rölöve Restorasyon Yüksek Lisans Programı’nda Doç. Dr. Cengiz Can danışmanlığında Pınar Öğrenci’nin araştırması. YTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul 1998.

Müfit Ekdal, “Bizans Metropolünde ilk Türk Köyü Kadıköy”, Kadıköy Belediyesi SSDV Yayınları,2004

 

 

7.Fredericiler’in Evi, Fazıl Paşa Sok.

Frederiçi’lerin evi, Sarıca Köşkü gibi Moda’daki birçok güzel yapıda imzası olan mimar Constantin Pappa tarafından yapılmıştır. Pappa’nın kendi evi de bu sokağın köşesindedir.

 

Frederici Ailesi 1800’lü yıllarda İstanbul’a yerleşmiş İtalyan asıllı tüccar bir ailedir. Moda’da başka binaları da vardı.

 

Moda Burnu’na yerleşen ilk Levanten aile Tubini’lerdi. Kızları Anet Tubini hayatını Fransuva Frederici ile birleştirince Fredericiler de Moda’da yaşamaya başladılar.

 

Kaynakça: Deniz Kavukçuoğlu, “Mühürdar’dan Moda’ya Geçmişe Doğru Bir Gezinti”, Heyamola Yayınları

 

 

8. Eski Moda Deniz Kulübü

“Denizlere inmek medeniyetin şiarıdır” Mustafa Kemal Atatürk

 

Moda ve Kalamış Koyu’nun güzelliğini yaşayan Atatürk, çevrenin sosyal ve kültürel yapısını da göz önünde tutarak, dönemin Başbakanı Celal Bayar’a Kulübün kuruluş talimatını 1934 yılının sonbaharında verir. Moda Deniz Kulübü 8 Nisan 1935’de Celal Bayar, Zeki Rıza Sporel, İş Bankası Genel Müdür Yardımcıları Muvaffak İşmen ve Fazıl Öziş, tüccar Reginald Whithall, Arthur Whithall, Arnold Haendel tarafından kurulur.

 

Celal Bayar’ın sahibi olduğu Umurbey yatı, Refii Bayar’ın genellikle Moda Koyu’nda demirleyen Yıldız isimli kotrası ve Zeki Rıza Sporel’in Ceylan isimli teknesi, Whittall Ailesi ile Türk – İngiliz Yat Kulübünün koyda duran yat ve dingileri de kuruluşun bir “birleşme” şeklinde olması gerekliliğini ortaya koyuyordu. İş Bankası büyük parasal destek verdi. Bina sorunu da yoktu. 1910 yılından beri faaliyetlerini Moda İskelesi’nde sürdüren Türk – İngiliz Yat Kulübü, hemen iskelenin yanındaki Cevdet Tahir Bey’e ait binaya kiracı olarak taşındı ve bu statü çok uzun yıllar bu şekilde devam etti.

 

Cevdet Tahir Bey’den sonra binanın sahibi, sonraki yıllarda Kulüpte yönetim kurulu üyeliğinde bulunan Celal Sofu oldu. Celal Sofu ile eşi Melek Hanım’ın vefatlarından sonra binanın tamamına oğulları Ziya Sofu sahip oldu. Ziya Sofu, Kulüple yaşadığı sorunlar nedeni ile binayı 1980 Yılında Mustafa Özkan’a satmıştır. Binanın bugünkü sahibi ise başka bir şahıstır.

 

Ağırladığı ünlü şahsiyetler arasında başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Celal Bayar, İsmet İnönü, İngiltere Kralı Edward, İran Şahı Rıza Pehlevi, Irak Kralı Faysal bulunan Moda Deniz Kulübü görkemli davetlere, konserlere ev sahipliği yapmıştır.

 

Özel akşam konserlerinde sanatçılar yemek servisi bitip tabaklar toplandıktan sonra sahneye çıkarlardı. Konserler sırasında kulüpte sinek uçsa duyulurdu. Büyük üstad Münir Nurettin Selçuk’un konser verdiği gecelerde yandaki Koço Restoran’da da servise ara verilir, garsonlar gürültülü müşterilerini kibarca uyarırlardı. Moda’dan Fenerbahçe Burnu’na kadar bütün koy derin bir sessizliğe gömülür, yalnızca üstadın o eşsiz sesi duyulurdu.

 

1935 yılında 192 üyesi olan Moda Deniz Kulübü bugün 4 bin üyesi bulunmaktadır. Kendi inşa ettirdiği bugünkü yerine 1983 yılında geçmiştir.

 

Kaynakça: Deniz Kavukçuoğlu, “Mühürdar’dan Moda’ya Geçmişe Doğru Bir Gezinti”, Heyamola Yayınları, Moda Deniz Kulübü arşivi


10. Mr. Dowson'ın Evi, Yusuf Kamil Paşa Sok. No.5

Bariş Manço’nun evinin önündesiniz. Önceleri birbirinin benzeri yanyana iki kagir ev varmış burada. 1895 - 1900 yılları arasında Dowson isimli bir İngiliz tarafından Mimar Pappa’ya yaptırılmış. Birinde kendisi, diğerinde oğlu oturuyormuş. Ahşabın sıcaklığı hissedilen evlerin panjurları da yeşilmiş. 1930’larda Dowson’lar evleri satarak İngiltere’ye dönmüşler. İlk binada bir Alman oturuyormuş. Daha sonra Zühtü Paşa’nın torunu Afife Pelin Hanım satın almış. 1965’te James Whittall’a geçen evde pek çok değişiklik yapıldı. Whittall panjurları kaldırttı, dış görünüşünde göze çarpan bir değişme olmamasına rağmen içinin özellği kısmen kayboldu. 20 yıl sonra Barış Manço satın alıp aslına uygun restore ettirmiş. Zemin, birinci kat ve bodrum kattan oluşan yapının ön cephesinde sıvasız tuğla kullanılmıştır.

 

İkiz olan evlerden diğeri Dowson tarafından 1903’te Necip Çayser’e satılmış. Evin yeni sahibi Fransa’dan getirttiği ağaç ve çiçeklerle süslediği evin bahçesine geniş bir de sebze bahçesi yaptırmış. Evin arka bahçesi Süreyya Paşa’nın kızı Adalet Aksel’in bahçesine bitişikti. Necip Bey’in çocukları bu bahçede büyüdüler. Babaları ölünce 1967 yılında yıkılarak yerine 38 daireli bir apartman yaptırıldı.

 

1870’ lere kadar önemli bir yerleşmeye sahne olmayan Moda, bu tarihten sonra özellikle Levanten ve yabancıların ilgisini çekmiş, bahçeli köşkleri, sıraevleri ve apartmanlarıyla yepyeni bir peyzaja kavuşmuştur. Bu oluşum süreci içerisinde mimar Pappa’nın da etkin rolü olduğu söylenebilir, zira gerçekleştirdiği yapılar, Moda’ nın günümüze kadar ulaşabilen sayılı tarihi konut örnekleri içerisinde önemli bir yere sahiptir. Mimar Pappa, İstanbul’ da gün geçtikçe yitirilen ‘kentli bilinci’ nin hala yaşatılmakta olduğu Moda’ da, uzun süredir yaşamakta olan birçok kişi tarafından ismen de olsa bilinmektedir.

 

Kaynakça: “19.yy. Özgün konut Tipleri/Sarıca Ailesi Yapıları, Mimar C.Pappas ve Arif Paşa Apartmanı”, Yıldız Teknik Üniversitesi Rölöve Restorasyon Yüksek Lisans Programı’nda Doç. Dr. Cengiz Can danışmanlığında Pınar Öğrenci’nin araştırması. YTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul 1998.

Müfit Ekdal, “Bizans Metropolünde ilk Türk Köyü Kadıköy”, Kadıköy Belediyesi SSDV Yayınları,2004

 

 

11. Doktor Mahmud Ata Bey'in Evi, Şifa Sok. No.25

1930’lu yıllarda iki kapılı kırmızı sandık gibi ufacık arabasını hangi evin kapısına çekse o evde doğum olduğu anlaşılırdı. Aynı arabanın yıllar sonra lacivert renklisini kullanmaya başlayan Dr. Mahmut Ata bu köşkte oturuyordu. O devirde denize inen bir çayırlık olan bu arazide yaptırdığı yüksek tavanlı, geniş koridorlu binanın bir katında altı yataklı bir hastane kurmuştu. Ameliyathanesi de vardi. Rüzgar güllü çatısındaki odaya bazı aletler koydurmuş, ufak çapta bir rasathane gibi kullanıyordu. Yıldızları gözlerdi.Bahçesi denize kadar inen setlerden oluşur, her sette çardaklar, kanepeler, son derece zevkli işlenmiş demir döküm iskemleler, mermer masalar bulunur, deniz kenarında motorları, sandalları havaya kaldırarak denizden oldukça yüksekteki kayıkhaneye çeken bir vinç bulunan etrafı kapalı iskele yer alırdı. Mahmud Atabey’in adeta çılgın bir süratle kullandığı, o zamanlar pek nadir bulunun Chris Craft’ı Kalamış Koyu’nda pek meşhurdu. Muhteşem bahçede tavus kuşları dolaşır, ortadaki şahane havuzun içindeki cins balıklar olur, renkli fıskiyelerin, nadide çiçeklerin, çardakların, mermer oyma masaların denizden görüntüsü bir cenneti andırırdı. Doktor, sabahları ikinci katın doyulmaz manzaralı balkonunda kahvaltı yapar, iki beyaz Rus köpeği ona eşlik eder, tereyağı sürülmüş ekmek dilimlerini bu çok sevdiği hayvanlara kendi elleriyle yedirirdi.

 

Bazı geceler bahçede bütün ışıklar yanar, devlet erkanı, İstanbul sosyetesi, memleketin ileri gelenleri, kordiplomatik davet edilirdi. Bu cennet bahçede geç saatlere kadar süren ziyafetler, partiler, müzik ve ışık cümbüşü arasında dolaşan, dans eden, kadınlı-erkekli şık bir kalabalık, Kalamış Koyu’nda sandalla gezenler için erişilmez bir dünya gibi görünürdü. Yaz geceleri bu tip toplantılar Mahmud Ata Bey’in bahçesinde çok sık görülürdü.

 

1963 yılında hekimliği bırakan Mahmud Ata Bey köşkünü Yaşar ve Pakize Trak’a sattı. Onlar da binayı 1965 yılında “Özel Moda Koleji” olarak eğitime açtılar. 1967’de vefat eden Mahmud Ata Bey’in ailesi pek az insana nasip olan görkemli bir hayat sürdürdükten sonra geride hiç kimse kalmadan yok olup gitmiştir.

 

Kaynakça:

Müfit Ekdal, “Bizans Metropolünde ilk Türk Köyü Kadıköy”, Kadıköy Belediyesi SSDV Yayınları,2004

Gökhan Önce, Kendine Özgü Bir Semt Moda/Kadıköy Belediyesi Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı Yayınları,1996

 

 

12. Saint Joseph Lisesi

Uğur Ataç, Adil Gülekin, Muhsin Akgün "Moda'nın Yüzü", Fotoğraf Sergisi - Tasarım : Jülide Bigat

Saint Joseph Fransız Lisesi'nde/ 12 Ekim'e kadar açık. 

Daha fazla bigi almak için, buraya tıklayın

 

 

13. Agah Bey Köşkü, Safa Sok No.28

Karşınızdaki bu zarif köşkün ilk sahibinin Agah Bey olduğu söylenir. Gerçek olup olmadığı bilinmemektedir. Köşk Tekel’de görevli Rıza Bey adında gerçek bir İstanbul beyefendisi ve ailesi tarafından çok uzun yııllar konut olarak kullanılmış, daha sonra 1990’da satılmış, gerçekten harap vaziyette olan binayı yeni sahipleri boyatıp tamir ettirmişti. Bir müddet sonra köşk tekrar el değiştirdi. Bugünkü güzelliğini o dönemde yeniden yaptırılan tamirata borçludur. Dört katlı köşke bir mini asansör konulmuş, bahçesinin bir köşesine garaj ilave edilmişti.

 

Yeni sahibi genç, çalışkan ve güzel bir iş kadınıydı. Bahçedeki küçük şadırvan ve güller köşke masalsı bir hava veriyordu. Ne yazıkki köşkün mutluluğu uzun sürmedi. Güzel sahibesi geçirdiği bir bunalım sonunda intihar etti. Köşk bugün beyaz cephesinin ve bahçesinin oluşturduğu asaleti ve sırlarıyla sessizce varlığını sürdürüyor.

 

Kaynakça: Müfit Ekdal, “Bizans Metropolünde ilk Türk Köyü Kadıköy”, Kadıköy Belediyesi SSDV Yayınları,2004

 

 

15. Bursalı Rıza Bey’in Evi, Şair Latifi Sok. No.29

Bursalı Rıza Bey’in evinin önündesiniz. Üç buçuk katlı, ön cephesindeki tahta oymalarla dikkat çeken bu kuş kafesi güzelliğindeki ev ikinci sahibi Rıza Bey tarafından 1924’te satın alınmıştır. Ön cephesindeki tadilat ve güzelliği ona borçludur.

 

Kaynakça: Müfit Ekdal, “Bizans Metropolünde ilk Türk Köyü Kadıköy”, Kadıköy Belediyesi SSDV Yayınları,2004

 

 

16. Reşit Paşa Köşkü, Bahariye Cad. Kuzu Kestane Sok. No.62

Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa’ya ait olan bu ev vefatından sonra Bahariye İlkokulu olarak kullanılmış, daha sonra Kadıköy Kaymakamlığı ve Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tahsis edilmiştir.

 

Mustafa Reşit Paşa 11 Kasım 1918’de Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa kabinesine Hariciye Nazırı olarak atanmıştı. İki ay bir gün süren hükümet, 12 Ocak 1919’da 1. Dünya Savaşı siyasi ve ekonomik maliyetinin büyüklüğü yüzünden doğan bunalımlarına dayanamayarak istifa edince Reşit Paşa’nın ikinci hariciye nazırlığı sona erdi. Padişah, Ahmet Tevfik Paşa’yı tekrar sadarete getirdi. 13 Ocak 1919’da kurulan yeni hükümete Reşit Paşa üçüncü kez Hariciye nazırı olarak atandı. I.Dünya Savaşı’nın müttefik kuvvetleri ile Osmanlı arasında sürtüşmeler, gerginlikler devam ediyordu. Müttefikler karşılarında buldukları Mustafa Reşid Paşa’nın tavrından şikayetçiydi. Tevfik Paşa’dan daha anlayışlı bir Hariciye Nazırı atamasını istiyorlardı. Tevfik Paşa kabinede değişiklik yapmak zorunda kaldı. Reşit Paşa’nın yerine levanten Yusuf Franko Paşa getirildi. Ama bu da yeterli olamadı.

 

3 Mart 1919’da Ali Rıza Paşa’nın kurduğu kabineye 4.kez Hariciye Nazırı olarak atandı.

 

Münih‟te bulunduğu sırada tedavisi uzayınca, para sıkıntıları başlamış, yanlarındaki kıymetli eşyaları dahi satar olmuşlardı. Hatta Paşa‟nın nişanlarını süsleyen kıymetli taşlar dahi sabah olunca birer ikişer kuyumculara satılır olmuştu. Hastalığı sırasında Paşa‟nın üç büyük oğlu babalarının yanında değillerdi. Hasan Basri Bey Ankara‟da Hariciye Vekâleti görevinde, Müftizade Şetfik Bey İsviçre’de, Müftizâde M. K. Yusuf Bey (Danışman) Amerika‟daydı. 2 Nisan 1924 günü, 66 yaşındaki Mustafa Reşid Paşa Münih‟te kaldığı otel odasında vefat etti. 1930‟ların başında, hükümetin özel müsaadesi ile nâşı Türkiye‟ye getirildi. Mezarı İstanbul İçerenköy, Merdivenköy Bektâşi Tekkesi Mezarlığı‟ndadır

 

Kaynakça: H. Basri Danışman,Artçı Diplomat(Son Osmanlı Nazırlarından Mustafa Reşit Paşa), İstanbul, Arba Yayınları, 1998

 

 

17. Dr. Esat Işık Cad.

Sokak ismini Prof. Dr. Esat Işık’tan almıştır.

 

Esat Paşa’nın evi Nuruosmaniye’de idi. İstanbul işgal edilince soğuk bir gecede paşayı evinden alan İngilizler giyinmesine bile izin vermeyerek pijaması ile Galata Rıhtımı’na indirp oradan Malta Adası’na sürgün etmişlerdi.Soğuk alan Esta Paşa ağır bir pnömoni geçirmiş, ölümden zor kurtulmuştu. Cumhuriyet döneminde halen kendi adını taşıyan esat Işık Caddesi’ndeki evde oturdu ve muayenehane olarak kullandı. Mermer bir merdivenle çıkılan, giriş kapısı yoldan yüksek, iki katlı olan bu uzunlamasına güzel evde son yıllarını geçirdi. Ölümünden sonra ev ikiye bölünerek yarısı apartman yapıldı. Daha sonra ikinci yarısı da aynı akıbete uğradı.

 

Kaynakça: Müfit Ekdal, “Bizans Metropolünde ilk Türk Köyü Kadıköy”, Kadıköy Belediyesi SSDV Yayınları,2004

 

 

18. Kirkor Mutafyan'in Evi, Ressam Şeref Akdik Sok. No.11

Bu bina Fotoğrafçı Mutafyan Efendi’nin (1908-1995) hem atölyesi hem de eviydi. 1962 yılında Foto Moda adını verdiği dükkanı açmış, siyah-beyaz fotoğraf çekiminde çok ustalaşmıştı. Son derece eski bir makine ile harikalar yaratır, küçücük vitrinindeki fotoğraflarla herkesi kendine hayran bırakırdı. Ölümünden birkaç ay öncesine kadar atölyesi açıktı. 1935 yıllarında Moda Deniz Kulübü’ne gelen Atatürk ve İngiltere Kralı Edward gibi birçok önemli şahsiyetin fotoğraflarını çekmiştir.

 

Büyükbabası Biliktanyan Efendi İstanbul’un sayılı tüccarlarındandı. Dayısı Haçik Biliktanyan Efendi’nin bütün servetini yok etmiş, torunu Kirkor Mutafyan’a hiçbir şey kalmamıştı. Hızlı yaşayan Haçik genç yaşta öldü. Kirkor Mutafyan ise fotoğrafçılık mesleğinde çok başarılı oldu.

 

Kaynakça:

Müfit Ekdal, “Bizans Metropolünde ilk Türk Köyü Kadıköy”, Kadıköy Belediyesi SSDV Yayınları,2004

Gökhan Önce, “Kendine Özgü Bir Semt Moda”, Kadıköy Belediyesi SSDV Yayınları

 

 

 20. Ağabey Sokak ile Ruşen Ağa Sokak köşesi

Arif Paşa Apartmanı 1906 yapımı.

 

Sarıca Ailesi, köşkün inşaatını takip eden yıllarda oldukça geniş olan ailenin bir kısmının ikametini sağlamak ya da kiraya vermek üzere yine Moda’ da Ağa Bey ve Ruşen Ağa Sokak’ larının köşesinde Arif Paşa Apartmanı’ nı yaptırmıştır. Yapı, zemin, dört normal kat ve çatı katından oluşan, her katında üç konut biriminin yer aldığı bitişik nizam bir apartmandır. Küçük parselin elverdiği kalıplar ve ortalama kullanıcı standartları çerçevesinde planlanan bu apartman tipinin birbirine benzeyen pekçok örneğini İstanbul’ un Galata-Pera, Ayazpaşa, Şişli ve Kadıköy gibi semtlerinde görmek mümkündür. Ancak sözkonusu yapı, küçük parsel sınırları içinde bile plan tipini zorlamadan standardın dışına nasıl çıkalabileceğini gösteren ilginç bir örnektir. Yapıyı özgün kılan yanı, giriş holüne açılan, üzeri metal konstrüksiyonlu camla örtülü aydınlık boşluğudur. Dikdörtgen biçimindeki giriş holünün kısa kenarından, onu dik olarak kesen ve tam aksına yerleştirilmiş yine dikdörtgen biçimindeki aydınlığa geçilir. Aydınlığın uzun kenarının ortasında ve giriş kapısının aksında yer alan zarif merdiven hoşgeldiniz der gibidir adeta. Sokak ile konut birimleri arasında bir geçiş mekanı gibi tasarlanan aydınlık, mekanların hava ve ışık problemini çözerken standartların dışına çıkmıştır.

 

Mimar Pappa’ nın yapının hemen hemen ortasında yani en karanlık noktasında tasarladığı aydınlık, düşeyde olduğu kadar yatayda yaratttığı etkiyle de görülmeye değerdir. Arif Paşa Apartmanı cephelerinde sağlam bir simetrik kurgu vardır. Giriş cephesindeki geniş çıkma üzerinde her iki pencerenin bir odaya denk geldiği dörtlü bir düzen vardır. Oldukça saydam olan cephelerde çıkmaların her iki tarafında taş konsollu, Fransız pencereler bulunur. Cephedeki dört farklı korniş, beş yatay katmana işaret eder.

 

Kaynakça:

Yıldız Teknik Üniversitesi, Rölöve Restorasyon Yüksek Lisans Programı’ da, Doç. Dr. Cengiz Can danışmanlığında hazırlanan tez çalışmasında kapsamlı olarak incelenmiştir: P. Öğrenci, 19. Yüzyıl Özgün Konut Tipleri Bağlamında Sarıca Ailesi Yapıları, Mimar C. Pappas ve Arif Paşa Apartmanı, YTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul, 1998.

 

 

21. Şair Nefi Sokak No.14

Eski adı Lorando Sokağı olan bu sokaktaki evler zamanında Ermeni zenginlerince orta halli insanlara destek için yaptırılmış sıra sıra küçük evlerdi.

 

Kaynakça:

Deniz Kavukçuoğlu, “Mühürdar’dan Moda’ya Geçmişe Doğru Bir Gezinti”, Heyamola Yayınları,

Gökhan Önce, “Kendine Özgü Bir Semt Moda”, Kadıköy Belediyesi SSDV Yayınları

 

 

22. Cem'in Evi, Cem Sok. No. 6

Bulunduğunuz sokağa adını vermiş olan Cem, Türk karikatürünün başlangıç dönemine imza atmış Cemil Cem’dir.1937’de satın aldığı bu ev, 1909 yılında Romanya Sefiri Miltiyadi Patos’unkızları Katerin Cizmel ve Mari Mesko için 1909 yılında yaptırdığı iki köşkten biridir. Diğer köşk günümüze ulaşamamıştır.

 

1882 yılında İstanbul'da doğan Cem, 1889'da Vefa Lisesi’ni bitirdi daha sonra Mekteb-i Hukuk'ta okudu. Nice ve Toulon’da hariciyeci olarak görev yaptı. Paris elçiliğinde sefaret katibi olarak çalışıp Siyasal Bilgiler Okulu’nda okudu. 1908'de 2. Meşrutiyetin ilanıyla başlayan özgürlük ortamında İstanbul’da yayımlanmaya başlayan Kalem dergisine karikatürler göndermeye başladı. Karikatürlerinde alt yazıya da önem veriyordu. İstibdat yani baskı döneminin yıkılmasına rağmen padişahlığı süren Abdülhamid'i de ağır şekilde eleştirdi, İttihat ve Terakki'yi de...

 

1910'da İstanbul'a döndü ve ünlü mizah dergisi Cem’i çıkarmaya başladı. 1912'de, Balkan Savaşları’ndaki yenilginin ardından dergiyi kapatarak Avrupa'ya gitti. Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul’a döndü ve 1925’e değin Sanayi-i Nefise Mektebi'nde (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi) müdürlük yaptı. Cumhuriyet'in ilanı sonrasında 1927’de "Cem" dergisini yeniden yayımladı. Bu dönemde siyasal iktidarla başı derde giren Cem, aldığı bir yıllık mahkumiyet cezasından temyiz ile kurtuldu. Vergileri eleştiren bir karikatürü nedeniyle yargılandı. Recep Peker'i konu alan bir karikatürü nedeniyle de dergisi 1928'de kapatıldı ve karikatür yayımlaması yasaklandı. İnzivaya çekildi. Bir süre şehir meclisi üyeliğinde bulunduktan sonra karikatürü terk ederek kendini resme verdi. Son yıllarında yağlıboya resimle uğraşan Cemil Cem, 9 Nisan 1950'de kalp krizinden vefat etti. Mezarı Robert Kolej arazisi içindedir.

 

En yakın dostlarını bile eleştirmekten kaçınmadı. Günümüz karikatürüne epeyce ters düşecek inancını Cem dergisinin ilk sayısında şöyle yazmıştır: "Herhangi bir kişinin karikatürü olmaz, saygıdeğer kişilerin karikatürü yapılır. Yurdun siyasal ve bilimsel yaşamında yeri olmayan kişilerin karikatürü olmaz..." Aynı Cemil Cem, karikatürü şu şekilde görmüştür: "Karikatür hiçbir zaman kötü düşünmez, hep tuhaf düşünür." Cem karikatürlerini mizahı yazıyla ileten bir anlayışla çizdi. Çizgilerindeki gerçekçilik ve ince mizah anlayışıyla birçok karikatürcüyü etkiledi. 1909'da yayımladığı adsız bir karikatür albümü vardır.

 

Cem, 9 Nisan 1950’de ölünce ailesi köşkü yaşatmaya çalışır ama koskoca köşkü ayakta tutmak çok zordur. 2006’da Cemil Cem’in gelini tarafından içindeki eşyalarla birlikte Dikran Masis’in müzayede evi Eskidji’ye satılır. Restorasyon çalışmaları iki yıl sürer. Köşkün içindeki birçok değerli antika eşya Eskidji Müzayede Evi tarafından satılır. Bugün “Saklı Restaurant” ismiyle hizmet veren köşk, Eskidji iştiraki İnmas Turizm’e aittir.

 

Kaynakça:

60. ölüm yıldönümünde Cemil Cem’i anma yazısı/mizah blogu mizahhaber.

Müfit Ekdal, Kapalı Hayat Kutusu-Kadıköy Konakları/Yapı Kredi Yayınları 2004

 

Tag(s) : #Festival Vagonu-Wagon des festivals

Partager cet article

Repost 0
Pour être informé des derniers articles, inscrivez vous :